Önce öğrenilecek 20 Kurʼan kelimesi: anlamını bilmeden ezberleyenler için bir liste
10 dakikalık okuma

Öne çıkanlar
- Kurʼanʼda en sık geçen kelime bir isim veya fiil değil, bir edattır: مِن (min) edatı 3.226 geçişle Allah lafzının (2.699) bile önündedir.
- Türkçe konuşanlar isimleri zaten tanır (kitap, hesap, cennet, azap); anlamı asıl bağlayan şey ise harfler ve edatlardır (min, fi, inne, ma, ellezi).
- Ezberden okumak ile anlamak iki farklı beyin mekanizmasıdır; tecvitli bir tilavet metnin manasını kavradığınız anlamına gelmez.
- En sık geçen 20 kelimeyi öğrenmek tek başına bir ayeti tam tercüme ettirmez; ancak ayetin iskeletini ve cümle yapısını görünür kılar.
- Bu 20 işlev kelimesi yalnızca klasik metinlere has değildir; modern fasih Arapça metinlerde de cümlenin temel bağlaçlarıdır.
- Meali Arapça metinden önce değil, Arapça ayeti çözmeye çalıştıktan sonra bir doğrulama aracı olarak okuyun.
Kur’an’da en çok geçen kelime bir isim değildir
Leeds Üniversitesi Dil Araştırmaları Grubu’nun sürdürdüğü Kur’an Arapça Külliyatı’nda maddeleri sayarsanız en sık geçen kelime iki harfli bir edat çıkar: مِن, 3226 geçişle. Ardından 2699 ile Allah ismi gelir. Sonra 2177 ile مَا, 1701 ile فِي, 1691 ile لَا, 1682 ile إِنَّ ve tek madde altında toplanan الَّذِي, الَّتِي, الَّذِينَ ailesi 1464 ile. İlk beşin içinde, bir mealin koyu dizeceği tek bir kelime yoktur.
Bu bir merak konusu değil, doğrudan bir açıklamadır. Yüz tane isim ezberlemiş birinin hâlâ ayet okuyamamasının sebebi budur. İsimler cümlenin neyle ilgili olduğunu söyler; edatlar o şey hakkında ne söylendiğini. رَحْمَة kelimesinin rahmet demek olduğunu bilip yine de ayetin bunu olumladığını mı, reddettiğini mi, bir gruba mı hasrettiğini yoksa şarta mı bağladığını bilemezsiniz; çünkü buna لَا, مَا, إِلَّا ve إِنْ karar verir.
Sıklık farkı büyütür. Öğrendiğiniz bir isim, yalnızca o ismin geçtiği yerleri kazandırır. Öğrendiğiniz bir edat ise kitaptaki neredeyse her cümlenin bir parçasını kazandırır. Bu frekanstaki yirmi madde, birbirinden bağımsız yirmi bilgi değildir; metnin tekrar eden eklem yerleridir. Onları görmeye başladığınızda Arapçayı ilgisiz kelimeler dizisi olarak okumayı bırakır, cümle okumaya başlarsınız. Aradaki fark, bir kelime listesine bakmakla bir iddiayı takip etmek arasındaki farktır.
Buradaki bütün sayılar Kur’an Arapça Külliyatı 0.4 sürümündeki madde ve kelime sayımlarıdır.
Türkçenin size verdiği kelimeler isimlerdir; ayeti çözenler değildir
Türkçe konuşan biri Arapça bir metnin karşısına boş elle çıkmaz. Aşağıdaki yirmi kelimenin yalnızca kendisinden Türkçeye kitap, ilim, âlim, malûm, muallim, talim, amel, kavim, sema, yevmiye, iman, mümin, emanet, rab, mekân, kâinat ve makale geçmiştir. Dahası, Türkçe bu kelimeleri tek tek değil kök aileleri hâlinde almıştır: ilim, âlim, malûm ve muallim aynı ع ل م kökünün türevleridir. Yani Arapçanın kök ve kalıp sistemi size zaten öğretilmiş, sadece adı konmamıştır.
Ama tam burada bir asimetri vardır ve mesele odur. Türkçe Arapçadan isim ve sıfat aldı, edat almadı. مِن, فِي, الَّذِي, لَا, إِنَّ, أَنْ ve لَمْ kelimelerinin Türkçede ödünç bir karşılığı yoktur, çünkü Türkçe bu işleri kelimeyle değil ekle görür: -den, -de, -en, değil, -me. Sonuç şudur: bir ayete baktığınızda tanıdığınız kelimeler nesneleri adlandıranlar, tanımadıklarınız ise onları birbirine bağlayanlardır. Yani eksik olan dağarcık değil, dağarcığı cümle hâline getiren bağlantıdır.
Kur’an kursunda ya da hafızlıkta yetişen bir okur için bu, tanıdık bir histir. Yüzünden okumak ve ezber doğru bir hedefti ve o hedefe ulaşıldı; anlam ise mealden gelirdi, yani metnin kendisinden değil. Elinizdeki pasif isim dağarcığı gerçek bir sermayedir ve sıfırdan başlayan birinin aylarca çalışarak edineceği şeydir. Eksik olan, o isimleri birbirine bağlayan kırk kadar küçük kelimedir ve bu yazının konusu tam olarak onlardır.
Ezberden okumak ile anlamak iki ayrı beceridir
Çocukken hafızlığını tamamlamış birinin elinde olağanüstü bir sermaye vardır: metin, sırasıyla, hızla ve ömür boyu erişilebilir hâlde. O eğitimin kurduğu şey bir ses dizisinin hatırlanmasıdır. Her diziyi bir anlama bağlayan halkayı ise kendiliğinden kurmaz, çünkü o halka hiçbir zaman hedef değildi ve hedef olmadığı için de ölçülmedi. Bu, ezberin kusuru değildir; kimsenin o çocuktan istemediği, dolayısıyla hiç çalıştırılmamış ikinci bir beceridir.
Nerede durduğunuzu bir dakikada ölçebilirsiniz. Ezbere bildiğiniz kısa bir sureyi okuyun. Herhangi bir ayetten sonra durun ve o ayetin ne iddia ettiğini kendi dilinizde söyleyin; surenin genel olarak neden bahsettiğini değil, o ayetin. Çalışmadan ezberlemiş çoğu kişi bunun ilk yarısını rahatça yapar, ikinci yarısını hiç yapamaz. Aşağıdaki liste tam olarak bu iki yarı arasındaki mesafeyi kapatmak içindir ve o mesafe sandığınızdan kısadır.
Tecvit başka bir dersin konusudur. Metni doğru seslendirme disiplinidir: mahreçler, med ölçüsü, nûnun bazı harflerden önceki davranışı. Sesi tarif eder. Bir kelimenin ne anlama geldiğini söylemek için tasarlanmamıştır ve böyle bir iddiası da yoktur. Küçük yaşta öğrenenler arasında kusursuz tecvitle birlikte hiç anlamamak sıradan bir birleşimdir; bir ayeti tam anlayıp sade okumak da öyledir. İkisi birbirinin ölçüsü değildir ve biri diğerinin yerini tutmaz.
Onarım sizin için ucuz, herkes için pahalıdır. Sıfırdan başlayan biri hem kelimeleri öğrenmek hem metni kazanmak zorundadır ve bu yıllar alır. Sizde metin zaten var. Taşıdığınız bir şeyin üzerine katman ekliyorsunuz ve anlam bağladığınız her kelime, halihazırda ezberden okuyabildiğiniz onlarca yerde aynı anda yanıyor. Arapça çalışan başka hiç kimsede bu çarpan yoktur; bu, yıllar önce yapılmış bir yatırımın gecikmiş getirisidir ve almak için yeniden başa dönmeniz gerekmez.
Yirmi kelimenin yapabildiği ve yapamadığı
Şu kadar kelimenin Kur’an’ın şu kadar yüzdesini verdiğini söyleyen iddialarla karşılaşacaksınız. Bu sayılara temkinli yaklaşın. Metin, nasıl saydığınıza bağlı olarak yaklaşık 77.000 ile 78.000 kelime arasındadır ve bunlar çok daha küçük bir madde kümesinden gelir. “Nasıl saydığınız” ise meselenin tamamıdır, çünkü Arapça birkaç kelimeyi tek bir yazım birimi hâlinde bitişik yazar ve bu yüzden aynı metin iki farklı yöntemle iki farklı toplam verir.
Külliyattaki مَا verisine bakın. 2177 geçişin içinde بِمَا, وَمَا, كَمَا, فَمَا ve لِمَا de vardır; buralarda bir harf-i cer veya bağlaç kelimeye bitişik yazılmıştır. Külliyat biçimbirim sayar, dolayısıyla مَا her birinde sayılır. Boşlukla ayrılmış kelime sayan bir program ise بِمَا yazımını bir kez sayar ve مَا kelimesini hiç görmez. İki dürüst yöntem, iki farklı toplam; hangisini kullandığınızı söylemedikçe anlamlı bir yüzde çıkmaz.
Rahatça söylenebilecek olan yine de karar vermeye yeter. Listenin başındaki maddeler binlerle geçer. Birkaç yüz madde, akan metnin büyük bir kısmını taşır. Aşağıdaki yirmi kelimenin her biri yüzlerce ya da binlerce kez geçer. Bu, çalışma sırasını belirlemeye fazlasıyla yeter ama bir yüzde vaat etmeye yetmez. Sayma yöntemini söylemeden size kesin bir oran veren kişi ölçmüyor, tahmin yürütüyordur; üstelik bu tahmin genellikle çalışmayı olduğundan kolay gösterir.
- مِن — 3226 geçiş; مِمَّا ve وَمِنَ gibi bitişik biçimler dâhil
- اللّٰه — özel isim olarak 2699; أ ل ه kökü toplamda 2851
- قَالَ — birinci bapta 1618; ق و ل kökü toplamda 1722
Bu kelime dağarcığı tek amaçlı değildir: modern Arapçayı da okur
Klasik Arapça ile modern standart Arapça, dilbilgisi bakımından iki ayrı anda tarif edilmiş aynı dildir. İrab sistemi aynıdır. Fiil yapısı aynıdır: aynı üç harfli kökler üzerine aynı bablar. Edatlar aynıdır ve aynı işi görür. مِن, فِي, عَلَى, إِلَى, الَّذِي, أَنْ, لَمْ ve لَا bugünün bir haber metninde de, bin dört yüz yıllık bir ayette de tıpatıp aynı işi görür ve aynı kuralla çekilir.
Farklar gerçektir ama kenarlarda durur. Modern standart Arapçada klasik metinlerin ihtiyaç duymadığı geniş bir teknik ve idari kelime dağarcığı vardır ve cümleler daha uzun, daha gevşektir. Kur’an Arapçası ise belagat bakımından çok daha yoğundur: hazif, takdim tehir, iltifat. Ayrıca sonraki kullanımın daralttığı ya da bıraktığı kelimeler taşır. Yine de aralarında bir sınır geçmezsiniz; aynı mekanizmayı kullanarak bir süreklilik üzerinde yer değiştirirsiniz.
Sebebi dinî olan bir okur için bunun pratik bir sonucu vardır. Harcadığınız emek hayatınızın geri kalanından yalıtılmış değildir. Bir ayeti çözmek için bu ay öğrendiğiniz edatlar, bir manşeti, bir sözleşmeyi ve bir romanı da çözen edatlardır. İleride herhangi bir sebeple modern standart Arapça isterseniz, bedelinin büyük bir kısmını çoktan ödemiş olursunuz. Yani bu çalışma, dinî niyetle başlasa bile tek amaçlı kalmaz.
Meali Arapçadan sonra okuyun, önce değil
Türkçe bu konuda pek çok dilden daha dürüst bir kelime kullanır ve bunu fark eden az olur. Kur’an çevirilerine “çeviri” değil meal denir ve meal, doğrudan “anlam, kastedilen” demektir. Yani kitabın kapağı, elinizdekinin metnin kendisi değil onun anlamının bir aktarımı olduğunu zaten söylemektedir. Tefsir de ayrı bir türdür: açıklar, bağlamı verir, ihtilafı gösterir, tartışır. Hiçbiri Arapçanın yerine geçmek üzere sunulmaz ve zaten böyle bir iddia taşımaz.
Bunun çalışma sırası açısından somut bir sonucu vardır. Meali önce okursanız ayeti okumazsınız, tanırsınız; ve tanıma duygusu anlamaya birebir benzer, üstelik hiçbir şey öğretmez. Önce Arapçayı okuyun, ne dediğine kendi başınıza karar verin, ancak ondan sonra meale bakın. Öğreten an, yanıldığınız andır; meali önce okumak ise o anı hiç yaşanmadan ortadan kaldırır. Bir sayfa boyunca kendinizi anlıyor sanır, hiçbir kelime öğrenmezsiniz.
Kelime kelime çalışılan bir kaynağı da tam olarak aynı sebeple kullanın. Buradaki مِن edatının “-den” değil “bir kısmı” anlamında olduğunu fark etmek, akıcı bir mealin sessizce yuttuğu türden bir düzeltmedir; çünkü iyi bir meal size Arapçayı göstermeye değil, okunur bir Türkçe üretmeye çalışır. Bu, kelimenin nasıl öğrenildiğine dair bir tespittir; herhangi bir mealin ya da müellifinin değeri hakkında bir hüküm değildir.
Kur’an’da en çok geçen 20 kelime, sıklık sırasıyla
Sayılar Kur’an Arapça Külliyatı’ndan alınmıştır ve kelimenin, önüne bitişik bir harf aldığı biçimleri de kapsar. Haftada beş madde çalışın ve her birini bitirdikten sonra zaten ezbere okuduğunuz bir pasajın içinde bulun.
1 · 3226 kez geçer
مِن
min
-den, -dan; bir kısmı
Külliyattaki en sık madde. Yalnızca “-den” değil, bir bütünün parçasını da gösterir: مِن الْمُؤْمِنِينَ, “müminlerden bir kısmı”. Sayıya مِمَّا ve وَمِنَ gibi bitişik biçimler de dâhildir.
2 · 2177 kez geçer
مَا
mâ
ne, şey; değil
Tek kelime, iki zıt görev. İlgi zamiri olarak “şey, ne”; mazi fiilin önünde olumsuzluk: “-medi”. Birini öğrenip diğerini atlarsanız 2177 geçişin yarısını yanlış okursunuz.
3 · 1701 kez geçer
فِي
fî
içinde, -de
Mekân bildirir, ama konu (“hakkında”) ve durum da bildirir. Metinde en çok أَرْض ve سَمَاء ile birlikte gelir.
4 · 1691 kez geçer
لَا
lâ
hayır, değil
Şimdiki ve gelecek zamanı olumsuzlar. Cezm ile yasaklama olur: لَا تَقْرَبُوا, “yaklaşmayın”. Maziyi olumsuzlayan لَمْ ile karıştırmayın.
5 · 1682 kez geçer
إِنَّ
inne
muhakkak ki, şüphesiz
Kendinden sonraki ismi nasb eder: إِنَّ اللّٰهَ — sondaki fethayı hem görürsünüz hem duyarsınız. İrabın metindeki en görünür etkisi, en sık beşinci kelimenin üzerinde duruyor.
6 · 1464 kez geçer
الَّذِي
ellezî
o ki, olan (ilgi zamiri)
Tek madde, bütün aile: الَّذِي, الَّتِي, الَّذِينَ. Türkçede karşılığı bir kelime değil, ortaç ekidir: “-en, -an”. Karşılığı ek olduğu için de Türkçeye ödünç geçmemiştir.
7 · 1445 kez geçer
عَلَى
alâ
üzerine, aleyhine
Mushaf hattında عَلَىٰ yazılır. Çoğu yerde mekân değil, aleyhte olma bildirir: “aleyhine”, “zararına”.
8 · 824 kez geçer
مَنْ
men
kim, her kim
Harekesiz yazıda مِن ile aynı üç harf; farkı yalnızca hareke koyar. Bu kelime bir kişiyi sorar: “kim”, “her kim”.
9 · 742 kez geçer
إِلَى
ilâ
-e doğru, -e kadar
Bir hareketin ya da sürenin bitiş noktası. Başlangıcı gösteren مِن ile karşıtlık kurar; ikisi çoğu ayette birlikte çerçeve oluşturur.
10 · 625 kez geçer
أَنْ
en
-mesi, -mek (fiilden önce)
Fiili nasb eden bağlaç: أَنْ يَفْعَلَ, “yapması”. İsim cümlesi kuran ve ismi nasb eden أَنَّ ile karıştırılmamalıdır.
11 · 465 kez geçer
عَنْ
an
-den, -den uzağa, hakkında
Uzaklaşma ve ayrılma bildirir: “-den uzağa”, “hakkında”, “-den nakille”. مَا önünde عَمَّا olarak kaynaşır.
12 · 353 kez geçer
لَمْ
lem
-medi, -madı
Muzari kalıbına bitişir ama maziyi olumsuzlar: لَمْ يَلِدْ, “doğurmadı”. Öğrencinin geçmişi gelecek sanmasının en yaygın sebebi budur.
13 · 2699 kez geçer
اللّٰه
Allah
Allah
Kökü أ ل ه; kök toplamda 2851 yerde geçer ve ismin türediği إِلَٰه (147) de buna dâhildir. Türkçedeki “ilâh” ve “ilâhî” aynı kökten gelir.
14 · 1618 kez geçer
قَالَ
kâle
dedi
Kökü ق و ل (toplam 1722). Yalnız birinci baptaki fiil 1618 yer tutar: metnin büyük kısmı aktarılan sözdür. Türkçedeki “makale” ve “kavl” aynı köktendir.
15 · 1358 kez geçer
كَانَ
kâne
idi, oldu
Kökü ك و ن (1390). Muzari fiille birlikte sürekli geçmişi kurar: كَانُوا يَعْمَلُونَ, “yapıyorlardı”. Türkçedeki “mekân” ve “kâinat” bu köktendir.
16 · 975 kez geçer
رَبّ
rab
rab, sahip, terbiye eden
Kökü ر ب ب. Kökün 980 geçişinin 975 tanesi bu tek isimdir ve genellikle iyelik ekiyle gelir: رَبِّي, رَبَّنَا, رَبُّكُمْ.
17 · 537 kez geçer
آمَنَ
âmene
iman etti
أ م ن kökünün dördüncü babı; kök 879 yerde geçer ve إِيمَان ile مُؤْمِن (202) de buradandır. Harf-i cer anlamı belirler: آمَنَ بِ, “-e iman etti”.
18 · 461 kez geçer
أَرْض
arz
yeryüzü, toprak
Kökü أ ر ض. Kökün 461 geçişinin tamamı bu tek isimdir. Türkçede “semâvât ve arz” terkibinde yaşamaya devam eder.
19 · 405 kez geçer
يَوْم
yevm
gün
Kökü ي و م; 405 geçişin hepsi bu isim. Çoğu yerde zarf olarak gelir: يَوْمَئِذٍ, “o gün”. Türkçedeki “yevmiye” buradan.
20 · 382 kez geçer
عَلِمَ
alime
bildi
Kökü ع ل م (14 türev biçimde toplam 854; عِلْم 105, عَلِيم 163). Türkçedeki ilim, âlim, malûm, muallim, talim hep bu tek kökten.
| Kelime | Okunuşu | Anlamı | Geçiş sayısı |
|---|---|---|---|
| ذَٰلِكَ | zâlike | işte o, şu (uzak işaret) | 520 |
| إِذَا | izâ | -dığı zaman (beklenen bir şey için) | 409 |
| قَدْ | kad | muhakkak; -di bile; belki | 406 |
| قَوْم | kavm | kavim, topluluk, kendi halkı | 383 |
| كُلّ | küll | her, bütün, hepsi | 359 |
| سَمَاء | semâ | gök, sema | 310 |
| عَمِلَ | amile | yaptı, işledi | 276 |
| كِتَاب | kitâb | kitap; yazı; yazılmış hüküm | 260 |
- 1
Gerçekte nerede olduğunuzu ölçün
Ezbere bildiğiniz kısa bir sureyi okuyun. Her ayetten sonra durup o ayetin ne iddia ettiğini kendi dilinizde söyleyin. Söyleyemediğiniz her ayeti işaretleyin. O liste sizin başlangıç haritanızdır.
- 2
Haftada yirmi değil, beş kelime alın
Listeyi beşerli çalışın. Arapçasını sesli okuyun, anlamını söyleyin, sonra kelimeyi zaten ezbere okuduğunuz bir pasajın içinde arayın. Bildiğiniz metnin içinde tanımak, kelimeyi kalıcı kılan şeydir.
- 3
Edatları elinizdeki metinde işaretleyin
Çocukken ezberlediğiniz bir sureyi açın ve her مِن, مَا, فِي, لَا ve إِنَّ kelimesini işaretleyin. Satır başına birkaç tane bulacaksınız. Şimdi aynı sureyi bu beş kelime bir şey ifade ederken okuyun.
- 4
Önce deneyin, sonra bakın
Anlamı önce Arapçadan çıkarmayı deneyin ve denemenizi bir yere yazın; meale ancak ondan sonra bakın. Sizin çıkardığınız anlam ile mealin arasındaki fark, o günün asıl dersidir.
- 5
Tecvidi kendi dersinde bırakın
Telaffuzla anlamı aynı oturumda düzeltmeye çalışmayın. Tecvit için günün bir saatinde okuyun, anlam için bambaşka bir saatinde. İkisini aynı oturumda karıştırmak her ikisini de yavaşlatır.
Kur’an’ı anlamak için kaç kelime bilmek gerekir?
Dürüst tek bir sayı yoktur, çünkü Arapça edatları sonraki kelimeye bitişik yazar ve farklı sayma yöntemleri farklı toplam verir. Ölçülebilen şudur: listenin başındaki maddeler binlerle geçer ve birkaç yüz kelime akan metnin büyük bir kısmını taşır. Buradaki yirmiyle başlayın; soru pratikte kendi cevabını verir.
Hafızlığımı bitirdim ama hiçbir şey anlamıyorum. Boşa mı gitti?
Hayır. Metnin tamamı hatırlanabilir hâlde sizde duruyor; bu, işin pahalı olan ve sonradan kimsenin size veremeyeceği kısmıdır. Anlam eklemek ikinci ve çok daha ucuz bir geçiştir. Üstelik sizin için herkesten ucuzdur, çünkü öğrendiğiniz her kelime hemen ezbere bildiğiniz onlarca yerde karşınıza çıkar.
Tecvidim iyi; okuduğumu anlamam için bu yeterli mi?
Hayır ve zaten böyle bir iddiası yok. Tecvit mahreci, med ölçüsünü ve idgamı düzenler; yani metnin ses olarak nasıl üretileceğini. Anlam konusunda tasarımı gereği sessizdir. Biri çok güzel okuyup hiçbir şey anlamayabilir, bir başkası ayeti tam anlayıp sade okuyabilir. Ayrı beceriler, ayrı çalışmalar.
Önce modern Arapça mı, Kur’an Arapçası mı öğrenmeliyim?
Ayrım kulağa geldiği kadar büyük değildir. Aynı dilbilgisini, aynı irab sistemini, aynı fiil yapısını ve aynı edatları paylaşırlar. Farklar uzmanlık kelimelerinde ve üslupta belirir, mekanizmada değil. Ortak çekirdekle başlayın; aşağıdaki liste tam olarak odur. Uzmanlaşma, bir cümleyi okuyabildikten sonra gelir.
Türkçedeki Arapça kelimeler bana ne kadar avantaj sağlar?
Gerçek bir avantaj sağlar ama tam da beklediğiniz yerde değil. Türkçe isim ve sıfatları ödünç aldı: kitap, ilim, amel, kavim, iman, mekân. Edatları almadı, çünkü Türkçe o işleri ekle görür. Yani ayetteki isimleri zaten tanıyorsunuz; eksik olan onları bağlayan kelimelerdir.
Yardımsız ayet okuyabilmem ne kadar sürer?
Kısa ve sade ayetler, yüksek frekanslı kelimelere düzenli çalışıldığında birkaç hafta içinde gelir. Metnin tamamını yardımsız okumak çok daha uzun bir projedir; ABD Dışişleri Enstitüsü mesleki düzeyde modern standart Arapça için tam zamanlı 88 hafta öngörür. İkisi de doğrudur ve bunları karıştırmak insanları ikinci ayda bıraktırır.
Kaynaklar
Fasaha hakkında
Fasaha, Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça ve Özbekçe okuyanlar için bir Arapça öğrenme uygulamasıdır. İçinde A0 seviyesinden C2’ye uzanan kademeli okuma parçaları ve el-Âcurrûmiyye gibi klasik eserler bulunur; böylece kısa ve seviyelendirilmiş metinlerden sadeleştirilmemiş klasik nesre, araç değiştirmeden geçmek mümkün olur.
- Platformlar: iPhone, iPad, Mac, Android telefon ve tabletler
- Arayüz dilleri: İngilizce, Arapça, Türkçe, Rusça, Özbekçe
- Okuma seviyeleri: A0’dan C2’ye, ayrıca el-Âcurrûmiyye gibi klasik eserler
- Uygulamayla gelen ve indirilen içerik çevrimdışı çalışır